Mevlüt Uyanık, Aygün Akyol
İslam Ahlak Felsefesi
Elis Yayınları
Ankara
2013

Kitap Tanıtımları

Prof. Dr. Mevlüt Uyanık ve Yrd. Doç. Dr. Aygün Akyol tarafından kaleme alınan İSLAM AHLAK FELSEFESİ (Elis Yay., Ankara 2013, 427s.) kitabı yayınlandı.

Kitap, İslam Ahlak Felsefesi sahasında soru(n) merkezli kaleme alınan bir eser olarak öne çıkmaktadır. Bu çerçevede İman, İslam ve İhsan kavramları üzerine kurulu bir ahlak tasarımıyla insanın güzel ahlaka dayalı bir hayatı kurgulayabileceği vurgulanmaktadır. Bu nedenle insan hayatında hatanın, yanlışın, günahın olabileceğini tüm bunların insan olmanın doğal sonucu olduğunu bilir, hata yapabilir, ama nefsini sorgular, muhasebe eder ve tövbe eder. Rabbinin yoldaşı olduğunu, hatalarını affedeceğini bilir ve bu özgüvenle hayatını mutlu bir şekilde yaşayabilir. İman/teori ile amel/pratik arasındaki uyum ve uyumsuzluğun her an idrakinde olacak bir metafizik gerilim oluşturulabilir. Böylece helal ve haram kavramları arasına sıkışan bir bakış açısından sürekli sorgulayan, araştıran ve şüpheli olanlardan kaçınmaya çalışan (takva sahibi) bir zihniyet oluşumu üzerinde durulacaktır.
Bunun sağlanabilmesi insanın iradesi ve hür seçimi sayesinde olacaktır. Bu husus, ahlak felsefesi açısından önemli, çünkü Sokrates’ten (ö. mö. 399) itibaren bilgi ve doğru arasında birebir özdeşlik gören entellektüalist tavrın açmazı irade kavramının devreye sokulmasıyla aşılmaktadır. Doğru bilgi, doğru eylemi her zaman çıkarmayabilir. Aristoteles (ö. mö. 322) bu açığı gördüğü için Sokrates’in entellektüalizmini yumuşatmış, doğru eylemin yerine getirilmesinde iradenin gücüne işaret etmiştir. Çünkü Descartes’in (ö. 1650) iradeyi önceleyen yaklaşımından hareketle, apaçık olan doğrular bile tasdik edilmeyebilir, doğrunun kabulü veya reddedilmesinde irade her zaman işlevseldir. Tabi bu iki yeti arasındaki uyum, mükemmellik, insanlar arasında iş ve güçleri adaletli bir şekilde sağlayan (siyasi) yönetime de yansır. İnsanlar, tek bir şahıs gibi mutluluğa erişecek erdemli bir toplumda yaşayabilir.
Kitapta benimsenen yönteme göre, cevaplar hoca/rehber tarafından verilmez, ona doğru sorular sorarak, alternatiflerini çoğaltarak, bunlardan en uygun olanı seçmesine vesile olunur. Bu gerçekleştiğinde, bulunan cevap ve ona uygun yapılan eylem içselleştirilmiş olur. Çünkü bütün bilgilerin kaynağı ilahidir ve bütün nesnelerin bilgisi ve bu bilgilerin tutarlı bir şekilde çıkarsanması için gerekli öncüller Allah tarafından verilmiştir, o zaman bize düşen tutarlı sorularla o bilgileri hatırlatmaktır, yani bilginin sahibi insandır ve ona sahip kılacak şekilde o bilgi o kişide doğurtulmalıdır. Sokratesci söylem gereği, yazar sadece bir ebe konumundadır, vesiledir. Demem o ki, kendini bilmek, Tanrı ve evreni bilmenin en önemli adımı olduğu için yine insandan hareketle, yani hem tümdengelim hem de tümevarım yöntemini aynı anda kullanarak, ondaki temel –tümel ilkelerin idrakine varmasına vesile olunabilir. Yani tikelde, yani kişi de, tümeli yakalamaya vesile olan bir yöntem takip edilirse, Batı’da Sokrates ile başlayan, bizde tasavvufi ekollerde yansımasını bulan “men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu” ilkesi içselleştirilebilir.

Yazarla Ropörtajlar

Okuyucu Görüşleri

Toplam Tıklama: 1298424   Aktif Ziyaretçi Sayısı: 59
Bu web sitesi en iyi internet explorer 6.0 ve üstü tarayıcılarda ve 1024*728 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.