İlhami Güler
İtikaddan İmana
Ankara Okulu Yayınları
Ankara
2012

Kitap Tanıtımları

‘Ölü inancını canlı imana dönüştürmek isteyen herkese’ bir okuma serüveni…

Kuran’a dayalı İslâm akidesi ve buna paralel olan iman, İslam’ın doğuş ve oluşum sürecinde iman ve salih amel olarak birbirine bağlı bir bütün şeklinde birbiriyle bağımlı bir yapı oluşturur. Sistemin bu iki zorunlu/vazgeçilmez yapısı, toplum ve bireyin iç ve dış güvenliği nispetindedir.

Din, insanların hayatını anlamlı kılan ve ebedi mutluluğun imkânlarını gösteren ilâhi bir müessesedir. Bu müessesenin kaim olabilmesi ise iman ile mümkündür. İnsanlık tarihinin etrafında döndüğü eksen insanın hayatını, tutum ve davranışlarını belirleyen, benliğimizde varolan/oluşan sinyalleri frekansa dönüştüren tek muharrik güç imandır.

İtikattan İmana adlı kitabında Prof. Dr. İlhami Güler, akide kavramını, duygu, düşünce ve amelden oluşan; iman kavramının sadece düşünceden ibaret olan “kelam” kavramından geçerek ölü, içine kapalı, düğüm veya dogma haline gelişini özetliyor. Amentünün yüzyılların ‘ezberi’ ve ölü bir gövde olarak canlı imanın yerine geçtiğini, ‘ibadetin’ de ezberlenmiş ve itiyat (adet-alışkanlık) haline gelmiş ödev veya ödemekle kurtulanın ‘borç’ şeklinde çoğu insanda şuursuz alışkanlıklar olarak iradi ‘salih amel’in yerine geçtiğini ifade eden yazar, imanın tahrif edilmesini paradigmalar halinde alt alta, konu ekseninde farklı varyantlarla başlıklar halinde işliyor. Varolan hermenotik sorunları ve dinin önündeki engelleri diyalektik bir üslupla ifade eden yazar, kesin doğruluğuna inandığımız yerde durmamız gerektiğini belirtmekte, pratik alandaysa diyolağa ve eleştiriye açık olmayı, düşünümselliği ve tetikte olmayı, Kuran’ın sağlıklı bir dindarlığın oluşması için ‘düşünmeyi’ lüks olmaktan çıkararak herkese tavsiye ettiğini de hatırlatmaktadır. Bunun yanında düşünmenin beş değişik filli, tefekkür (derin düşünce), taakkul (akıl erdirme), tezekkür (hatıra getirme) tafakkuh (fıkhetme) ve tedebbür (bir şeyin evveline ve sonuna bakmak, tedbirli olmak) şekilde Kuran’da yüzlerce defa öğütlendiğinin altını çizmektedir.

Egemen Sünni ve Şii dinsel söylemlerin Kuran’ın diriltici, iman ve salih amel özüne epeyce uzaklaşmış yorumsal ve en önemlisi de ölmüş tarihsel gövdeleri olduğunu kaydeden yazar, aynı zamanda kelam ekollerinin karmaşık teolojik pozisyonunu, Kuran’ın temel tezi olan adil ve rahman Allah’ın hayatla olan bağını tesis etme yerine; sıfatlar meselesine yönelerek, tevhid ve ahiret inancına dayalı bir ahlak doktrini olma yerine, ‘tevhid’ ve ‘zat-sıfat ilmi’ olarak parçalandığını tetkik ediyor. Öte yandan, tasavvufî sahadaki gelişmenin önde (yatay), tarih içinde, insan fiillerinin gerçekleşmesinde değil, yukarıda (dikey) ruhun Allah’a inişinde veya çıkışında olduğunu ve bu manada tasavvuf devamlı yukarıya doğru çıkan ve ancak ‘fena’ anında duran; dünya ile ilgiyi kesen ve ruhun dışarıya taştığı bir çizgide olduğunu anlatıyor. Hakiki imanın önündeki handikaplardan bahsederek, Türkiye’de yoğun dinselliğe (muhafazakârlığa) rağmen neden hakiki dindarlığın olmadığı sorunsallığının altını çizerek, dindarlık ve sosyo-kültürel çevre/iklim, dindarlık ve düşünme, dindarlık ve sohbet/tavsiye/tebliğ/vaaz(eğitim), dindarlık/dinsellik ve çağımız, şehir ve dindarlık, Türkiye’de dinsellik ve dindarlık gibi çeşitli analizler yapıyor.

Yazar, sünneti anlama noktasında peygamber sevgisine de dikkat çekerek; Hz. Muhammed sevgi peygamberi mi, adalet Peygamberi mi? sorunsalıyla “kutlu doğum ve gül Muhammed” söylemlerinin tehlikeli bir simge haline geldiğini ve simgelerin muhtevaları unutturarak, örterek, gizleyerek kendilerinin birer put olarak gerçek öznelerin yerine ikame olmasından haklı bir endişe duymaktadır. Çünkü Hz. İsa’nın tanrının yerine geçmesinden sonra hacda Hz. İsa’nın yerine geçmiş ve din anlayışı paganizme dönüştürülmüştür. Başka bir bölümde onursuz dilencilik ve onurlu yardım talebi olarak “dua” başlığında duanın tanımı, duanın alanları ve duanın ahlaki şartı gibi alt başlıklarıyla zihinlerdeki dua bilincini bambaşka bir formla yeniliyor. Hassaten; dua hangi alanda olursa olsun Allahın geniş merhametine ve zenginliğine güvenerek, ortaya herhangi bir irade ve eylem koymadan beleş, hibe olarak bir şey isteme değildir. Allah karşılıksız hibesini insana önceden vermiştir. İmtihanla insandan istediği bir çaba, irade ve eylem ile O’ndan yardım talep etmektir. Hiç bir şey yapmadan dua ile Allah’tan bir şey istemek onursuz bir dilenciliktir… gibi cümleler, “neden dualarımız kabul olmuyor” sorusuna dolaylı olarak bir cevap niteliğindedir.

İnsanın tabiatı (fıtrat) ve denenmenin zorluğuna dikkat çekerek, “insanlar İslam fıtratı üzerine mi doğarlar” sorusuyla yaygın olan bir yanılsamadan bahseden yazar, insanın gerçek doğası (fıtratı) birincil dış benlik (hazır ve negatif) ile ikincil derin-dip benliğin ( vicdan- pozitif) toplamından oluştuğunu, birinci benliğin dominant, ikincil benliğin ise resesif olduğunu söyler. Siyasal aksiyon bir ‘amel’ olarak, imana bağlıdır diyen yazar bunalım çağında İslami siyasetin imkânını tetkik ederken, başka bir bölümde Gazali’nin ihya da ortaya koyduğu ideal dindarlık teorisinde dünyanın ve servetin yeri başlığında Gazali’ye karşı eleştirel bir bakış geliştirmiştir.

İlhami Güler, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam sonuncusu olan İslam’ın ahlak metafiziğini ve buna bağlı olarak adalet erdemini bu metafizik açısından ‘görme’ ve pratikte ‘uygulayabilme’ imkânını sorgulamaya çalışmıştır. Yazarın Türklerdeki otoriteryenliğin ve itaatkârlığın dini-kültürel kökleri hakkında yaptığı incelemede de tarihten bu yana Müslümanların aynı sorunsalıyla karşılaşıyoruz. İlahi vahyin son tecrübesi Hz. Muhammed/Kuran örneğinde de durum değişmemiştir. Önce Kuran’ın merhametle yoğrulmuş rahim/adil/hâkim ve insanla dost (veli) Allah’ı hikmetinden sual olunmayan mutlak güce; insanların akıllarını çalıştırmaya gelmiş olan Kuran dogmatik ve el sürülmez kutsal bir otoriteye; Müslümanlar için canlı bir örnek (usve) olan Hz. Muhammed, mutlak bir taklid merciine (sünnet); Kuran’ı ve Hz. Muhammed’in hayatını yorumlayan âlimler, aşılmaz mezhep imamlarına; biat (sözleşme) ile bizim adımıza kamusal (siyasi) işleri deruhte edecek devlet ricali, tanrının yeryüzündeki gölgesine; tasavvuf uluları Allah’ın rububiyet sıfatını paylaşan ‘kutup’lara ‘gasv’lara, ‘veli’lere, şeyhlere dönüşmüş ve bütün bu otoriteler altında insan ezilmiş, cılızlaşmış, kavrulmuş ve özü gürleşememiştir. Türkiye’nin kimlik/ahlak sorunları ve ilahiyat fakültelerine yönelik; Türkiye’deki dini düşüncenin teolojik anlamda yenilenme sorunu, halkında bir kimlik ve ahlak sorunu varsa, sivil odakların dışında devletin yapması gereken işin, bu fakülteleri Avrupa standartlarında ‘teoloji’ yapabilecek bir kapasiteye çıkarmak olduğunu söyleyerek tehlikenin, dini iyi bilenlerden gelmediğini asıl tehlikenin dini iyi bilmeyenlerden veya iyi bilmediğini bilmeyenlerden geldiğini belirterek yerinde bir serzenişte bulunmaktadır.

Güler’in kitabının son yazısı haz ve hız medeniyetinde İbrahimî dinin, insanı medenileştirme, ehlileştirme ve eğitme bağlamında bir eğitme programı olduğunu söyleyerek insanın konuşma, akletme ve düşünme kabiliyetleri; arzularına hâkim olma ve ahlaki değerlendirme kabiliyetlerine gömülü olan insanın çift kutuplu birincisi arzularına uyma, ikincisi ahlaki yanını aktüelleştirme olduğunu dile getirir. Arzularına gömülen hayvanlaşır onları kontrol eden ise değer kazanır. Arzularını kontrol etme, mistik din akımlarının ve orta çağda kilisenin iddia ettiği gibi, onların kökünü kurutma, köklerini sökme, onları inkâr etme, kötü görme ve yasaklama değildir. Arzuları kontrol etmekten asıl maksat, onları hemcinslerimize karşı tehlikeli, zararlı olmaktan çıkarmaktır. Din dilindeki ‘günah’, ‘zulüm’ veya ahlaksızlık da budur. Din, hazzın ve zevkin ahlaki-hukuki olarak sınırlandırılmasıdır.

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde görev yapmakta olan ve aynı zamanda İslamiyat Dergisinin Yayın Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. İlhami Güler’in İtikattan İmana çalışması, zihnini yenilemek isteyen insanlık için önemli bir basamak.

Yazarla Ropörtajlar

Okuyucu Görüşleri

Toplam Tıklama: 1192538   Aktif Ziyaretçi Sayısı: 83
Bu web sitesi en iyi internet explorer 6.0 ve üstü tarayıcılarda ve 1024*728 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.