Adil Çiftçi
Bilgi Sosyolojisi ve İslam Araştırmaları
Ankara Okulu Yayınları
Ankara
2015

Kitap Tanıtımları

Yazarın Bilgi Sosyolojisi ve islam Araştırmaları kitabı 2015'te yeniden yayınlanmış. Kitap'tan bazı alıntılar yapmıştım. Facebook'ta ta 2014 yılında paylaşmışım. Orada kalmasına gönlüm razı olmadı. Adil Çiftçi'nin yazdıkları sosyal bilimlerle, ilahiyatla ilgilenen herkese kayda değer şeyler söylüyor.

Sosyolojik bakış açısı çeşitli bakış açılarından farklı açılık savıyla ayrı bir disiplinin mümeyyiz vasfı konulmuştur dediğimizde kastımız buydu. Buna rağmen yineleyelim: O, din’in ya da dinsel addedilen inanç ve davranışların ilahiliğini yanlışlamaz, yanlışlayamaz. Böyle bir görevi, işi ve işlevi yoktur onun. (31)
Bir insanın tutum ve davranışlarını dinsel adlandırmasına yanlış demek ayrıdır, hangi toplumsal bağlamda doğduklarını göstererek inanırın önüne diğer türlü de mümkün galiba dedirtebilecek bir ufuk açmak ayrı. (31)
Anlamlandırma hayat durumlarının ve hadiselerinin bazı atıf çerçevelerine yerleştirerek yorumlanmasıdır. İşini kaybetme hadisesi, örneğin kötü şans, etnik ayrımçılık ya da tanrı takdiri gibi yorumlandığında anlamlandırılmış olur. (34)
Anlam sistemi grubu toplumsal veya davranışsal düzenini güçlü bir şekilde meşrulaştırma gerekçelendirme işlevi de görür. (34)
Anlam verme insani bir edimdir. (34)
Bir mü’min dini insanı aşan bir anlamlandırma düzeni addediyorsa o öyledir.
Bilim adamı da mü’min dini nasıl anlamlandırırsa anlamlandırsın o düzene atıfla hadiseleri anlamlandırmanın insani etkinlik olduğunu düşünür.
Din beşeri fenomen niteliği de taşımakta, toplumsal inançlar her zaman ve tamamen determine etmese de dinsel inanç ve kabullerin ancak doğduğu ve işlev gördüğü toplumsal durumlarla ve koşullarla yakın ilişkileri içinde yeterince anlaşılabileceğidir.
Dinsel kabuller asırlar boyunca hep aynı kalmaz. (35)
Herkes için tek bir anlam ve davranış düzeninden kolayca bahsedilemez. Bunları en azından ihtimal muhasebesi biçiminde ve biçimiyle ileri süren bilgi sosyolojisinin derli toplu ama kısa tanıtımına geçebiliriz. Epeyce kapsamlı bir tarifle kullandığımız teoloji ile yine epeyce kapsamlı bir tarifle kullandığımız bilgi sosyolojisini karşılaştırırken bazı ana özelliklerin zaten girmiş bulunmaktayız.
Bilgi sosyolojisi: Bilginin toplumsal koşullarını aramak, bilgiyi toplumsal koşullarında kavramak (36)
Her bilgi belli bir bağlamdaki bilgidir. Peki pek de alışıldık anlamda ve anlamlarda istihdam etmediğimiz ve etmeyeceğimiz şimdiden anlaşılmak olabilecek olan bilgi nedir? Onunla neyi kast ediyoruz ve kast edeceğiz? (40)
Gerçeklik özneler arası olarak inşa edilir ve bilgi sosyolojisi bu insanın vuku bulduğu süreçleri analiz etmek, anlamak zorundadır. (45)
Bilgi tarihsel ve toplumsal bağlam ile anlaşılabilir. Bağlam ise mutlak ve mutlak olmayan olmak üzere ikiye ayrılır.(45)
İnsan anlam aramaya mahkum bir varlıktır. (50)
İnsanların kendi kurdukları dünya kendilerinin dışında mevcudiyet kazanıp dil aracılığıyla onları biçimlendirmektedir. (52)
Toplumsal dünya (en geniş anlamda kültür) işte orada evvelden beri öylece kaya gibi duran eşyanın doğasının bir parçası, doğa yasalarından türetilmiş bir düzen değil, insanların zihinsel ve eylemsel faaliyetleriyle kurulan bir dünyadır. Böyle var olmuştur, var oluşunu da böyle sürdürür. (57)
Hiçbir ferdin dünyası ve de dinsel dünyası diğerleri ile tıpa tıp aynı olamaz. (58)
Böyle fenomenolojik kullanılmayınca İslam, aslında gerçek manada kurulmuş değildir. Ezelde (tarih dışında) konulmuş, yazılmış tarihe de aynen yansıtılmıştır. Halbuki biz onun tarih içerisinde kurulduğunu söylüyoruz. Asıl kurucu zihin Tanrı ise de İslam/din aynı zamanda insansal bir kuruluşa sahiptir. (59)
İslam en geniş anlamda toplumsal tarihsel koşullar dolayısıyla ve o koşullara cevap olarak doğmaya ve kurulmaya başlamıştır. Kur’an da bunun adeta “metinsel belgesi” özelliğiyle aynı niteliğe sahip gözükür. … İslam ve Kur’an kendine özel yapıya sahip bir toplumla ve toplumda soru(n)-cevap bağlantısı şeklinde cereyan eden bir tarihsel ilişki içerisinde oluşmuştur. İslam ve Kur’an geçmiş koşulları hesaba katan ve geleceğe dönük koşulsal ihtimalleri içeren bir yöntemsel tarzda ve tarzla anlamaya tabi tutulmalıdır. (64)
Klasik tefsir ve klasik usullerle yapılan tefsir bir anlama çabası değil, bir açıklama çabasıdır.(69)
Anlamaya çalıştığımız Metn’in bir hazır yazı dizgesi olmadığını, bir karşılıklı konuşma süreci olduğunu hatırlatmasındadır. Hatırlatma kelimesini bilinçli kullandık, zira Kur’an’ın kendi bunu açıkça dışa vurur ama sonraki tarihi süreçte unutulmuştur. (71)
Bir büyük şaire, büyük bir filozofa bile tanınan zamanını hatta kendisini aşan özgün şeyler söyletilme ve söyleyebilme imtiyazını Peygamber’den ve hele Tanrı’dan esirgemek sosyolojik açıdan bile en azından haksızlık olur. (71)
Allah hakkındaki bilgiler bile henüz Kur’an oluşurken farklılaşan anlamlar kazanmıştır. Toplumsal tarihsel ortam ayrılıklarından ötürü, ilk Mekke döneminde tehdit edici, ikinci Mekke’de uzlaşmacı, son Mekke’de intikamcıdır. Medine dönemi başlarında uzlaşmacı, sonra ayırıcı ve daha sonra hesap görücüdür. (74)
Kur’an kölelik konusunda bir yandan “mevcut durumu” ve “mevcut hukuku bilgiyi” betimleyip hukuken onaylar. Kölelik bu tarihsel ortamın insan yaşamında ve toplumsal yasasında mevcuttur ve kökleşmiştir; onu bir çırpıda kaldırmak bu topluma altından kalkamayacağı bir yük yüklemektir. Öte yandan ona dair gelecekte olması gereken ahlaki bilgi’ye açık işarette bulunur aynı Kur’an. Sonraları değişen tarihsel ortamlarda kölelik kurumu uygulanmayabilir. (76)
Artık çok sayıda insan bilmekte ki geleneğin kader inancı belli bir dönemin iktidar ilişkilerinin ve toplumsal çatışmalarının ürünü sayılabilir. (79)
Her anlamlandırma sistemi belli bir toplumsal tarihsel ortamdaki anlamlandırma sistemidir. (84)
Anlamlandırma sistemi, belli bir toplumsal/tarihsel ortamdaki anlamlandırma sistemidir biçimindeki bilgi-sosyolojik tezimiz yerinde ve yaptığımız misallendirmeler münasip ise “ayet ve hadis metinlerini anlamlandırma/okuma” hareketinin, genelde zannedildiğinin aksine, metinden anlayan özneye doğru gelmediğini hatanın buradan kaynaklandığını söylemek zorundayız. (85)
Anlama edimi muayyen bir tarih (zaman ve mekan) dilimindeki anlayan öznelerden metne doğru gitmiştir geçmişte şeklindeki belirlemeyi şunu gözlemleyerek ve şöyle düşünerek öne sürüyoruz: Doğal tutum belli bir tarihsellik: belki de mutlak determinasyon değilse de tarihsel koşullanma içerisindedir. Bir ayet tarihsel kişinin tarihselliğinin anlamlar dünyasının ve anlamlandırma sisteminin metinlere önceliği ve yansıması demektir. Doğal tutum, tarihselliğini ve tarihselliğinin önceliğini yenmeye çabalamaz. (87)
İmdi bu metinlerin, hadislerin hepsi birden onun ağzına, davranışına ve tasdikine götürülemezse; peygamber örnek alınarak da olsa onları kuranlar tarihsel ve toplumsal koşullarında konuşmuş (Peygamberi konuşturmuş), yapmış (peygambere yaptırmış) ve kendi kültürlerinin bazı unsurlarını onaylamıştır (peygambere onaylatmıştır) (91)
Dünya yeniden kurulur. Hiç değilse bambaşka bir dünyanın da var veya mümkün olduğunun farkına varanlar için yeniden kurulur. 92
Bazı insanların ayet veya hadis metinlerini anlamlandırma okuma hareketinin, genelde zannedildiğinin hilafına metinden anlayan özneye doğru gelmediğini; fiziksel çevreyi de içeren toplumsal ortamlarından metinlere gidildiğini; metinleri okuma yerine metinlere önyargılarını okuduklarını bulunabilir. (97)
Geçmişte ve bugün bazı insanların buna hakları var idiyse ve varsa başkalarının da aynı süreçte başka türlü anlamlandırma hakları vardır. Zira herkes kendine göre anlamlı bir dünya kurma ve bu dünyada yaşama hakkına sahiptir. (97)
… Fenomenolojik tezlerden biri aslında farklılaşmamış bütünlükte bir İslam toplumun da mevcut olmadığı fikridir. İslam toplumu değil İslam toplulukları, birliktelikleri varlıktadır. Fenomenolojik bilgi-din sosyolojisi de işte bu dinsel topluluklar, birliktelikler üzerine inceleme çabasıdır. Rami Ayas’ın da sürekli hatırlattığı gibi o yalnızca birliktelikleri değil ayrılışları da anlamaya çalışan bilimdir. … Ayrılışları anlama meselesi daha fazla öne çıkar. (99)
Öyle anlaşılıyor ki daha sonraları yalnızca “sonuç”a şeriat denildi. Onun metoloji tartışmaları ve metodu, kendi olma nitelikleri unutuluverdi. (120)
İçtihad kapısının kapanması tam da bu demektir. Tarihin sonraki insanlarının eline belli bir tarihte, o tarihin toplumsal, fiziksel ve siyasal şartları içerisinde ve bunların dayattığı anlamlandırma çerçevesiyle yazılmış olan kitapların “al sana şeriat. Tanrının hukuku ve itikadi emirleri” diye tutuşturulması demektir. (120)
Eğer ki mukayeseli incelemeler ve araştırmalar sonucunda bilgiler değişirse, insanların hayatı anlamlandırma çerçeveleri de değişebilir. Bunlar değişirse toplumsal-dinsel dünyalar değişebilir. (135)
Gücenmece bağırmaca yok. Bağırılan yerde gerçek bilim olamaz diyordu Leonardo da Vinci. (144)

Yazarla Ropörtajlar

Okuyucu Görüşleri

Toplam Tıklama: 1237290   Aktif Ziyaretçi Sayısı: 66
Bu web sitesi en iyi internet explorer 6.0 ve üstü tarayıcılarda ve 1024*728 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.