• Sıfırı bilmek, Sıfırı Öğrenmek, Sıfırı Öğretmek
  • Osman Selvi
  • 2.01.2017
  • Öğretmenler kurulunda öğrencilerin kopyaya tevessül etmeleri üzerine konuşurken bir öğretmen arkadaş hangimiz kopya çekmedik ki mealinde bir şeyler söyledi. Bu meselenin ahlâkî yönü bir tarafa bir öğretmenin konuya böyle yaklaşması canımı sıkmadı desem yeridir. Öğretmenler olarak öğrencilerimize kopya çekmeyin demek için herhalde öğretmenlerin lise sıralarında kopya çekmemiş olması gerekiyor. Bu anlamda gönül rahatlığıyla herhalde bunu ben öğrencilerime söyleyebilirim. Övünme payı çıkardığım sanılmasın, velakin ne lisede ne de üniversitede kopya çekmedim. Hayatta kopya çekmenin epey zararlı olduğunu düşünenlerdenim. Öğretmenlikte dikiş tutturamayanların idareci veya müfettiş oldukları yalanını çok dinlememe rağmen itibar etmedim. elbette başarılı idarecilerimiz de çoktur, öğretmenlerimiz de. Lakin bir konuda başarısız olduğumu itiraf etmek boynumun borcudur.
    Ben şahsen öğrencilerime sıfırın ne olduğunu öğretemedim. Aranızda bir ikisine sıfırı bassaydın öğrenirlerdi diyenlerinize karşı can yakarak öğretmenin olumsuzluğu üzerine konferans verebilirim. Lakin ben, elli yaşına gelmiş bir öğretmen olarak, üstelik din kültürü derslerine hasbel kader girme şansını yakalamış bir öğretmen olarak sıfır ile nasıl bir alakam olabilir? Sen din öğret hoca efendi, ilmihal öğret, namaz abdest öğret, sıfırı öğretmeyi de matematik dahisi öğretmenlere bırak diyenleriniz çıkabilir. Onlara da eyvallah demek borcum olsun. Alakayı kurmak yine bana düşüyor. Öyle ya başıma dert aldım. Sıfırı öğretmen üzerine şu facebook denen mahallede millete diskur çekmeye niyet ettim. Günde beş vakit namaza niyet edecek değiliz ya, biraz da Allah rızası için bu işlere niyet edelim.
    Evvela yaptığımız işler ile ahlakımız ve dinimiz arasındaki meseleyi de bana Ali Çoban adında genç bir matematik öğretmeni hatırlattı. Bu arkadaş matematiği bırakmış Kur'an öğrenmeye niyet etmiş, bir tefsir halkasına da dahil olmuş, epey de bu işlere merak sarmış bir dost. Aklıma bir hinlik geldi ve dedim ki: Senin matematikçi olmanın Kur'an'ı anlaman üzerine nasıl bir etkisi oldu? Şöyle bir baktı ve dedi ki: Bu sıkı bir soru, nasıl cevap vereceğimi bilmiyorum. Amma bir örnek üzerinden gidelim. Buyur dedim. Bak dedi, Cuma günleri hoca hutbeden inerken okunan şu ayeti ele alalım: Allah, adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder; fenalığı, inkarı ve azgınlığı da yasak eder. Şimdi bu ayette matematiksel açıdan bir şey yok gibi görünüyor. Amma ben Allah'ın gösterdiği sıralamaya hasbelkader dikkat ettim. Ayetteki sıralama müthiş. Buna dikkatini çekerim dedi. Nasıl dedim. Dedi ki, bak öncelikle adalet insanların hayatında en önemli olan şeydir. Arkasından ihsan gelir. İhsan işini iyi yapmaktır. Allah'a hesap vereceğini düşünerek iyi bir iş yapmaktır. Bu ikinci husus. En sonunda yakınlara yardım etmeyi emrediyor. Bu da üçüncüsü. Şimdi sıralamayı tersine çevirelim. O zaman ayeti tahrif etmiş oluruz. Adaletten önce yakınlarımızı gözetirsek, ihsan ve adalet güme gider. Bu nedenle adalet, ihsan ve yardımlaşma sıralaması mucizevi birsıralamadır. Müslümanların ve onların yöneticilerinin ayeti bu şekilde anlamlandırmaları iyi bir toplum hayatı ve siyaset için şarttır. Öğretmen arkadaşın ayete yaklaşımı orjinal bir yaklaşım idi. Tebrik ettim. Bu yaklaşımını da zaman zaman öğrencilerimle paylaştım.
    Türkiye'nin kronik öğrenme sorunlarından olan Matematik alanı hakkında öğrencilerin şikayetlerini dinleyen bu arkadaş onlara iyi dizayn edilmiş yolları örnek veriyormuş. Düz yolda araç kullanmanın rahatlığı ile muhtelif miktar ve şekillerde yollarımızda mevcut bulunan yükselti ve çukurları örnek göstererek, matematik kullanılarak inşa edilen yollar ile, kullanılmayan yolları karşılaştırıyormuş. Ben dedim ki aslında bu konunun doğrudan matematikle ilgisi olduğu kadar ahlak ve din anlayışımızla da ilgisi vardır. Kalbinde Allah korkusu bulunan bir adam, işini iyi yapar. Sıfırı öğrenmiş bir adamdır o. Sıfır demek, sınır demektir. Gidebileceğimiz son nokta sıfırdır. Burası sınırdır. Sınırını, haddini bilmek isteyen sıfırı bilmek durumundadır.
    Hacettepe Tıp Fakültesi hastanesinin önünde bordür yapan işçilerimizin başındaki Mühendis bir işçinin yapmış olduğu bordürlerin her birinin diğeri ile ilişkisinin 0 olması gerektiğini her seferinde hatırlatıyormuş. İşçi ona diyormuş ki: Mühendis bey ne olacak iki milimlik bir farkı kimse fark etmez. Mühendis bütün işçilere sabırla bunu anlatmaya çalışıyormuş. En sonunda birisine sen buraya gelsen, hasta olsan, sedyede bulunsan, yaralı olsan ve sedyenin tekerlekleri bu çukurlara girdikçe vücuduna batmış olan demir parçası gidip gelse o zaman buradaki iki milimlik farkın ne olduğunu anlayabilirsin. Tabi ki iş zamanında yetiştirilmiş. Amma o mühendis arkadaşın ömründen ömür de gitmiş olmalı.
    İşine dikkat etmek meselesi bir bilgi meselesi olduğu kadar, ahlak ve din meselesidir de. İşine dikkat etmeyen arkadaşların zararı dönüp hepimizi bulur. Binalarımızın çirkin oluşu, yollarımızın bozuk oluşu, hastanelerimizdeki hizmetin niteliksiz oluşu, üniversitelerimizdeki bilimin yetersiz oluşu bir bilgi meselesi olduğu kadar, bir ahlak ve din meselesidir.
Toplam Tıklama: 1298397   Aktif Ziyaretçi Sayısı: 30
Bu web sitesi en iyi internet explorer 6.0 ve üstü tarayıcılarda ve 1024*728 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.