• Kendime ve Satranca Dair
  • Osman Selvi
  • 8.01.2017
  • Diyarbakır hayatımda önemli bir köşetaşıdır. Henüz İmam Hatip Lisesi yeni bitmiş iken İmam olarak buraya atandım. Bir köy camisinde yirmiyedi ay gibi bir süre İmamlık yaptım. Diyarbakır'da bir çok insanın Kasparov ve Karpov'a taş çıkarırcasına usta bir satranç oyuncusu olduklarını orada gördüm. Satrancı orada öğrendim. Damayı da. Dama değilse de Satranc'ın neden bir akıl oyunu olduğunu o ustalardan öğrendim.
    Diyarbakır'da Ulucami çevresinde bulunan çay ocaklarında hasır iskemlelere oturup dostlarla çay içtim, hasbihal ettim. Satrancın neden kralların oyunu olduğunu da o sohbetlerde öğrenme şansına sahip oldum. Satrancı bilenler, onun bir oyun olmaktan öte bir strateji ve akıl oyunu olduğunu bilirler. Bu nedenle ona laf ettirmezler. İyi bir satranç oyuncusu sayılmam, hatta laf aramızda iyice kötüyümdür. Beni gözünüze kestirdiyseniz kesin yenersiniz şimdiden söyleyeyim. Şafii mollalardan bir kısmı haram değilse bile mekruh olduğunu söylemişlerdi. Mekruhluk da insanın kendini ibadetlere vererek ahiretine dönük daha hayırlı işler yapacakken satranca vakit ayırmasıyla ilgili olsa gerektir. İlahiyat Fakültesinde bir hocamız da bazı kişilerin namazlarını vaktinde kılmayarak satranca çokça vakit ayırdıklarından yakınmıştı. Yoksa haramlık veya mekruhluğundan değil.
    Yine Diyarbakır'da üstad Nuri Pakdil'in hediyesi olan Satranç Dersleri kitabını okumuştum. 1989 yılında Ayane dergisinde konuyla ilgili bir yazı da yazmıştım. Merhum İlhami Çiçek de bir satranç ustasıydı ve bu oyunun şiirini yazmıştı. Diyarbakır'da imamlık yaptığım süre içinde Satranç Dersleri şiir kitabı da baş ucu kitaplarından birisi olmuştu desem abartmış olmam.
    İki seneyi biraz aşan Diyarbakır maceram sonlanınca, Ankara'ya gelmiştim. Burada Beşevlerdeki İlahiyat Fakültesi benim hayatımın ikinci bir gelişim evresidir. Burada tanıdığım hocalarım bana yeni bir dünyanın kapılarını açmıştır. Sert bir radikal görüşe sahip iken ideolojinin yerini ilim almaya burada başlamıştır. Bir çok arkadaşım gibi hocalarımıza çok şey borçlu olduğumuzu belirtmek isterim. İlahiyatın aslında ilahiyattan daha geniş bir şey olduğunu öğrendiğimde sosyal bilimlerin çeşitli alanlarına ulaşmak ihtiyacını da Ankara İlahiyat Fakültesi hissettirmiştir. Diyarbakır tecrübesi olmasaydı daha sert ve radikal mi olurdum, bilmiyorum. Lakin günde sekiz saatten fazla süren okumalarım Diyarbakır'da başlamıştı. Bilgiye ulaşıp daha fazla şey öğrendikçe ideolojinin zayıf kaldığını görüyorsunuz.
    Eğer sadece lise düzeyindeki bilgilerle yetinseydim bugün sahip olduğumu düşündüğüm geniş bir bakış açısına sahip olmazdım. İmam-Hatip lisesindeki hocalarıma haksızlık etmek istemem. Lakin ergenliğin vermiş olduğu hamlık o düzeyde iyi hocalara da sahip olsanız daha farklı bir yola girmenize pek imkan vermiyor. Hocalardan değil, öğrenciden dolayı bir yetersizlikten bahsediyorum. Yine de lise dönemimin boş geçtiğini söyleyemem.
    İlahiyat Fakültesinde edindiğim Hadis Usülü ile bir hadis metnine baktığımda o hadisin efendimize nispet edilip edilemeceğini önemli ölçüde tahmin edebiliyorum. Derin incelemelere gittiğimde ise bu kanaatimin haklı olduğunu görebiliyorum. Satrançla ilgili rivayetlerin bir çoğu Peygamber efendimizin nezahetine uygun ifadeler barındırmıyor. Şimdilik görüşüm bu. Namazlarımı aksatmadan başka işim de yoksa zaman zaman çocuklarımla, arkadaşlarımla satranç oynamayı tercih ediyorum. Dediğim gibi iyi bir satranç oyuncusu sayılmam. Lakin zayıf rivayetlerden yola çıkarak aklı geliştiren ve satrançtan daha geniş dünyalara kapı açan bu oyunu Resulullah efendimizin hadislerdeki gibi tel'in etmiş olabileceğini de düşünmüyorum. Vesselam
Toplam Tıklama: 1237299   Aktif Ziyaretçi Sayısı: 75
Bu web sitesi en iyi internet explorer 6.0 ve üstü tarayıcılarda ve 1024*728 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.